Hayalciden Notlar

RSS

Severus Snape, you are “always” my best character, you are in dark side with your hidden love shine.

(Source: gifs-potter)

Bazı şarkılar çok çok güzel…

“…Yaşlı gözlerle bana gelip sakın üzülme yavrum

Böyle büyür insanlar; ağlamak çare değil

Zaman değirmenini durdurmak kolay değil (ama babacığım)…”

*Van Gogh Alive

Van Gogh Alive

- İstanbul Modern’de Van Gogh sergisine gittim, böyle bir sergi deneyimini tasarlayan insanları yürekten kutluyorum. Müzikler, Van Gogh’un fırça darbeleri ve mektuplarında sarf ettiği sözlerle o kısa ama bir ömürlük zamanda bir ressamın hayatına bütün duyularınızla tanık oluyor, o hayatı hissediyorsunuz.

İçimde büyük bir ateş yanıyor, fakat kimse ateşin başına ısınmak için gelmiyor ve yanımdan geçenler sadece dumanı görüyor.

- Van Gogh

May 1

Usta Oyuncu Cüneyt Türel aramızdan ayrıldı :( Bu video onun ve muhteşem sesinin anısına…

TEKRAR ÇAL, SAM!

birsosyalkedi:

İstasyon Oyuncuları’nın sergileyeceği Woody Allen’in komedi oyunu Tekrar Çal Sam’i izleyerek heyecanımıza ortak olmak istiyorsanız, sizi galamıza bekliyoruz.

Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü

Saat 19.30, 21.04.2012 Cumartesi

Bilet Fiyatı:10 TL 

Biletleri girişteki standlardan alabilirsiniz. Eğer geleceğiniz kesinse bana buradan mesaj atabilirsiniz.

Sevgiler…

İyi ki doğdun Charlie Chaplin :)

İyi ki doğdun Charlie Chaplin :)

[Flash 9 is required to listen to audio.]

okyanus
sebnem ferah

O şarkılarda, o seste bir şey var. Ben hep söyledim. Ben hep Şebnem söyledim. Bana “Mayın Tarlası”nı söyletirlerdi arkadaşlarım. Herşey bana dur demiş kulağım darbe almış duymamışım sonuna kadar aşk ya sadece inanmışım bazen. Aşk şarkısı değildi bazen içinden gelirdi, ben “Bugün”ü dinler hüzünlenirdim. “Çakıl taşları” lise kantinin vazgeçilmeziydi umudumuz vardı çünkü. Sonra “sigara”nın dumanın altında yana yana kül olduk birileri ise hayatımızdan geçmiş oldu hayatımdan geçmiş birinden bir gün Şebnem Ferah kasedi ödünç almıştım “gözlerimin etrafındaki çizgiler” vardı o kasette. Garip yangınlarda kaldık o zaman biz yanarken birileri sönüyordu.
İste bu şarkılarda benden bir şeyler var; anılar, hüzünler gülümsemeler, isyanlar, sitemler, özgürlük, özlemler, kayıplar…
Benim bir parçam olan şarkıların sahibi o harika kadının doğum günün kutlu olsun…
Bu da en sevdiğim şarkısı:

***
önümde ağır bir kapı
ardında okyanus var
ben zaten suda doğmuşum
kapıyı açmam gerek
işte o an biri geliyor,
tutuyor kulağımdan
gözü anahtar deliğinde
“bak” diyor sadece burdan
“bırak” diyorum o küçücük resmi
yetmez bize bu küçük esinti
nerde törpülendin böyle
“olmaz” diyor tutup ayak bileğimi

şimdi önümde ağır bir kapı
ardında okyanus var
bir de bileğimden biri çekiyor
benimse kapıyı açmam gerek
bak diyorum koca dünyaya
burdan derhal çıkmak gerek
bari çekme bileğimden
benim her şeyi görüp öğrenmem gerek

bir ileri bir geri

her adım bu kapının ardı demek
sonunda boğulmak olsa da
benim o sularda yüzmem gerek
anahtar deliğinden görünen
bu küçücük manzara
sana yetiyorsa yetsin
benim o sularda yüzmem gerek, yüzmem gerek-

şimdi önümde ağır bir kapı
ardında okyanus var
bir de bileğimden biri çekiyor
benimse kapıyı açmam gerek
bırak diyorum o küçücük resmi
yetmez bize bu küçük esinti
nerde törpülendin böyle
“olmaz” diyor tutup ayak bileğimi

bir ileri bir geri
her adım bu kapının ardı demek
sonunda boğulmak olsa da
benim o sularda yüzmem gerek
anahtar deliğinden görünen
bu küçük manzara
yetiyorsa yetsin
benim o sularda yüzmem gerek, yüzmem gerek-

***
İyi ki doğdun Şebnem Ferah…

Apr 9

En güzel hikayelerinden birinden; İkinci Bahar’dan… Meral Okay anısına…

Apr 9
*Bir gün evi düzenlerken fark ettim. Bir de baktım ki, benden çok Yaman”ın eşyaları var… Küçük küçük poşetlerle sızmıştı. Aşk bir sızma halidir… Yaman o kadar temiz bir adamdı ki ona kızamazdınız. Bir o kadar da yiğitti. Ben derdim ki; bu adam ne zaman yorulacak! Meğer acelesi varmış. Herşeyi o kadar yoğun, hızlı ve coşkulu yaşıyor ve yaşatıyordu ki büyüleyici bir şeydi bu. Ben köşeleri çok olan bir insandım. Yaman beni eğitti… Aşk kendinden vazgeçme halidir, kendi benliğini ezmeden ”biz” olabilme halidir…İnsan egosu denetlenmesi en güç şeydir. Bunu ancak aşk becerebilir, sadece aşk ile üstünden atlayabilirsiniz… Biz birbirimize karşı çok saygılıydık… Eee bazen de sıkılırdık, hele üç beş aydır bir aradaysak birbirimizin gözüne bakardık, önce kim gidecek diye, böyle nefes molaları da verirdik… Döndüğümüzde yepyeni bir enerji ve hasret bekliyor olurdu bizi… Aşk bazen de bir kıyamama halidir… Şunu çok açık yüreklilikle söyleyebilirim, o benden daha iyi bir insandı… O kadar bebek, o kadar adam, o kadar temiz, onun kadar beklentisiz, onun kadar temiz yaşamayı öğrenmeye çalıştım. Buradan bir öğretmen öğrenci ilişkisi anlaşılmasın… O, o kadar ahlaklı ve temizdi ki, yaşam biçimi ve duruşu karşısında başka türlü olamazdınız. Onun yanında kirli kalamazdınız. Böyle bir şölen gibi, bir lunapark gibi sevdalık yaşayınca bu görkemi taşımayan her şey bir çadır tiyatrosu gibi geliyor insana… Bu ateşle yanma hali o kadar derinden, için için yanıyor ki, dönüp bir başka ölümlüyü yakmaya içi elvermiyor insanın… Yaman’la her günümüz sevgililer günüydü… Eşine bu kadar çok çiçek getiren bir adamı daha analar doğurmamıştır… Biz birçok defa sabah uyanıp birlikte gün doğumunu seyreder, ne bileyim çingene vapuruna binip sabah erken boğaz’ı turlardık. Bugün eksik olan ne? Bu topraklarda eksik aşk ve mutluluk kutsanmaz, ayrılık ve acı kutsanmıştır… Birlikteliklerdeki tutku kutsanmaz da, ayrılıklardaki tutku kutsanır hep… Yaralarıyla mutlu olmaya daha yatkın bir kültüre sahibiz biz..
Meral Okay

Ne güzel hikayeler anlattı bize, ondan bu kadar erken ayrılmak çok üzücü ama, şimdi “biz” olabildiği Yaman’ın yanında.

*Bir gün evi düzenlerken fark ettim. Bir de baktım ki, benden çok Yaman”ın eşyaları var… Küçük küçük poşetlerle sızmıştı. Aşk bir sızma halidir… Yaman o kadar temiz bir adamdı ki ona kızamazdınız. Bir o kadar da yiğitti. Ben derdim ki; bu adam ne zaman yorulacak! Meğer acelesi varmış. Herşeyi o kadar yoğun, hızlı ve coşkulu yaşıyor ve yaşatıyordu ki büyüleyici bir şeydi bu. Ben köşeleri çok olan bir insandım. Yaman beni eğitti… Aşk kendinden vazgeçme halidir, kendi benliğini ezmeden ”biz” olabilme halidir…İnsan egosu denetlenmesi en güç şeydir. Bunu ancak aşk becerebilir, sadece aşk ile üstünden atlayabilirsiniz… Biz birbirimize karşı çok saygılıydık… Eee bazen de sıkılırdık, hele üç beş aydır bir aradaysak birbirimizin gözüne bakardık, önce kim gidecek diye, böyle nefes molaları da verirdik… Döndüğümüzde yepyeni bir enerji ve hasret bekliyor olurdu bizi… Aşk bazen de bir kıyamama halidir… Şunu çok açık yüreklilikle söyleyebilirim, o benden daha iyi bir insandı… O kadar bebek, o kadar adam, o kadar temiz, onun kadar beklentisiz, onun kadar temiz yaşamayı öğrenmeye çalıştım. Buradan bir öğretmen öğrenci ilişkisi anlaşılmasın… O, o kadar ahlaklı ve temizdi ki, yaşam biçimi ve duruşu karşısında başka türlü olamazdınız. Onun yanında kirli kalamazdınız. Böyle bir şölen gibi, bir lunapark gibi sevdalık yaşayınca bu görkemi taşımayan her şey bir çadır tiyatrosu gibi geliyor insana… Bu ateşle yanma hali o kadar derinden, için için yanıyor ki, dönüp bir başka ölümlüyü yakmaya içi elvermiyor insanın… Yaman’la her günümüz sevgililer günüydü… Eşine bu kadar çok çiçek getiren bir adamı daha analar doğurmamıştır… Biz birçok defa sabah uyanıp birlikte gün doğumunu seyreder, ne bileyim çingene vapuruna binip sabah erken boğaz’ı turlardık. Bugün eksik olan ne? Bu topraklarda eksik aşk ve mutluluk kutsanmaz, ayrılık ve acı kutsanmıştır… Birlikteliklerdeki tutku kutsanmaz da, ayrılıklardaki tutku kutsanır hep… Yaralarıyla mutlu olmaya daha yatkın bir kültüre sahibiz biz..

Meral Okay

Ne güzel hikayeler anlattı bize, ondan bu kadar erken ayrılmak çok üzücü ama, şimdi “biz” olabildiği Yaman’ın yanında.

Apr 6
[Flash 9 is required to listen to audio.]

Ederlezi goran,ederlezi
Kızların ağıtlar düzerken bosna yaylalarında,
Acıya bulanmıştı şenlikleri,
Ederlezi yine gelmişti her sene geldiği gibi,
Ne bilsin burada yetim kızlar var
Bu sene ederlezi babasız kalmıştı
Yetim kızların yürekleriydi gelen.

Sarı saçları mavi gözleriyle,
Gökyüzü bile özenirdi güzelliklerine,
Deniz utanırdı mavisinden,
Cenazelere uğurlanmıştı ederlezi,
Şurada yatan kefensiz, babalarımızdı
Boşnak kızları goran’ın,
Yetimdi sarıları, yetimdi mavileri.

Ah ederlezi, niye geldin bu sene
Bilmez misin, buradaki kızlar yetim
Şurada yatan babalarımızdı, kefensiz
Yaslar bağladı sarı saçlarımız
Babasızdı mavi gözlerimiz
Ve goran, haykır yine bosna dağlarına
Ederlezi kızlarım, ederlezi

-6 NİSAN 1992-

Apr 5
[Flash 9 is required to listen to audio.]

Something In The Way
Nirvana

beyazpiyon:

(Nirvana - Something In The Way)

İyi ki doğdun Kurt sen hep söyle biz hep dinleyelim…
[Flash 9 is required to listen to audio.]

Beautiful Dead 1
Joe Hisaishi

“Sarmış ufuklarını senin gene inatçı bir duman,
beyaz bir karanlık ki, gittikçe artan
ağırlığının altında herşey silinmiş gibi,
bütün tablolar tozlu bir yoğunlukla örtülü;
tozlu ve heybetli bir yoğunluk ki, bakanlar
onun derinliğine iyice sokulamaz, korkar!
Ama bu derin karanlık örtü sana çok lâyık;
lâyık bu örtünüş sana, ey zulümlér sâhası!
Ey zulümler sâhası… Evet, ey parlak alan,
ey fâcialarla donanan ışıklı ve ihtişamlı sâha!
Ey parlaklığın ve ihtişâmın beşiği ve mezarı olan,
Doğu’nun öteden beri imrenilen eski kıralıçesi!
Ey kanlı sevişmeleri titremeden, tiksinmeden
sefahate susamış bağrında yaşatan.
Ey Marmara’nın mavi kucaklayışı içinde
sanki ölmüş gibi dalgın uyuyan canlı yığın.
Ey köhne Bizans, ey koca büyüleyici bunak,
ey bin kocadan artakalan dul kız;
güzelliğindeki tâzelik büyüsü henüz besbelli,
sana bakan gözler hâlâ üstüne titriyor.
Dışarıdan, uzaktan açılan gözlere, süzgün
iki lâcivert gözünle nekadar canayakın görünüyorsun!
Canayakın, hem de en kirli kadınlar gibi;
içerinde coşan ağıtların hiç birine aldırış etmeden.
Sanki bir hâin el, daha sen şehir olarak kuruluyorken,
lânetin zehirli suyunu yapına katmış gibi!
Zerrelerinde hep riyakârlığın pislikleri dalgalanır,
İçerinde temiz bir zerre aslâ bulamazsın.
Hep riyânın çirkefi; hasedin, kârgüdmenin çirkeflikleri;
Yalnız işte bu… Ve sanki hep bunlarla yükselinecek.
Milyonla barındırdığın insan kılıklarından
Parlak ve temiz alınlı kaç adam çıkar?

Örtün, evet ey felâket sahnesi… Örtün artık ey şehir;
örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahbesi!
Ey debdebeler, tantanalar, şanlar, alaylar;
Kaatil kuleler, kal’ali ve zindanlı saraylar.
Ey hâtıraların kurşun kaplı kümbetlerini andıran, câmîler;
ey bağlanmış birer dev gibi duran mağrur sütunlar ki,
geçmişleri geleceklere anlatmıya memurdur;
ey dişleri düşmüş, sırıtan sur kafilesi.
Ey kubbeler, ey şanlı dilek evleri;
ey doğruluğun sözlerini taşıyan minâreler.
Ey basık tavanlı medreseler, mahkemecikler;
ey servilerin kara gölgelerinde birer yer
edinen nice bin sabırlı dilenci gürûhu;
“Geçmişlere Rahmet! ” diye yazılı kabir taşları.
Ey türbeler, ey herbiri velvele koparan bir hâtıra
canlandırdığı halde sessiz ve sadâsız yatan dedeler!
Ey tozla çamurun çarpıştığı eski sokaklar;
ey her açılan gediği bir vak’a sayıklıyan
vîrâneler, ey azılıların uykuya girdikleri yer.
Ey kapkara damlariyle ayağa kalkmış birer mâtemi
sembole eden harap ve sessiz evler;
ey herbiri bir leyleğe yahut bir çaylağa yuva olan
kederli ocaklar ki, bütün acılıklariyle somutmuş,
ve yıllardır tütmek ne… çoktan unutulmuş!
Ey mîdelerin zorlaması zehirinden ötürü
her aşâlığı yiyip yutan köhne ağızlar!
Ey tabi’atin gürlükleri ve nimetleriyle dolu
bir hayata sâhip iken, aç, işsiz ve verimsiz kalıp
her nâmeti, bütün gürlükleri, hep kurtuluş sebeplerini
gökten dilenen tevekkül zilleti ki.. sahtadir!
Ey köpek havlamaları, ey konuşma şerefiyle yükselmiş
olan insanda şu nankörlüğe lânet yağdıran feryât!
Ey faydasız ağlayışlar, ey zehirli gülüşler;
ey eksinlik ve kaderin açık ifadesi, nefretli bakışlar!
Ey ancak masalların tanıdığı bir hâtıra: Nâmus;
ey adamı ikbâl kıblesine götüren yol: Ayak öpme yolu.
Ey silahlı korku ki, öksüz ve dulların ağzındaki
her tâlih şikayeti yapageldiğin yıkımlardan ötürüdür!
Ey bir adamı korumak ve hürriyete kavuşturmak için
yalnız teneffüs hakkı veren kanun masalı!
Ey tutulmıyan vaitler, ey sonsuz muhakkak yalan,
ey mahkemelerden biteviye kovulan “hak”!
Ey en şiddetlikuşkularla duygusu kö¨rleşerek
vicdanlara uzatılan gizli kulaklar;
ey işitilmek korkusuyle kilitlenmiş ağızlar.
Ey nefret edilen, hakîr görülen millî gayret!
Ey kılıç ve kalem, ey iki siyasî mahkûm;
ey fazilet ve nezâketin payı, ey çoktan unutulan bu çehre!
Ey korku ağırlığından iki büklüm gemeye alışmış
zengin – fakir herkes, meşhur koca bir millet!
Ey eğilmiş esir baş, ki ak-pak, fakat iğrenç;
ey tâze kadın, ey onu tâkîbe koşan genç!
Ey hicran üzgünü ana, ey küskün karı-koca;
ey kimsesiz; âvâre çocuklar… Hele sizler,
hele sizler…

Örtün, evet, ey felâket sahnesi… Örtün artık ey şehir;
Örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahpesi! “

-Tevfik Fikret


‎2009 da bu diyarlara gelirken bir nevi Yahya Kemal idim. Şimdi ise tam anlamıyla bir Tevfik Fikret’im.